<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Midas&#039;ın Kulakları</title>
	<atom:link href="http://dansbulusma.com/midas/index.php?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://dansbulusma.com/midas</link>
	<description>Genelde Aytül Hasaltun yer yer Kemal Bozkurt</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 11:30:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>nankör kedi</title>
		<link>http://dansbulusma.com/midas/?p=384</link>
		<comments>http://dansbulusma.com/midas/?p=384#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 11:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dansbulusma.com/midas/?p=384</guid>
		<description><![CDATA[nankör kedi üniversiteyi bir sene gecikmeli kazanmama rağmen başladığımda hala reşit değildim. istanbul’un dışına ilk defa çıkmıştım ve eskişehir’in kırmızı topraklarına, bir tavuk gibi baka baka ilk günlerim geçti. yunus emre yurdunda kalmaya başladığım andan itibaren, tanışmaya dahi cesaret edemediğim devrimcileri hep merakla ve hayranlıkla seyrettiğimi hatırlıyorum. okulun kantininden çıkıp rektörlüğün önüne yürüdükleri her eylemlerinde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>nankör kedi</p>
<p>üniversiteyi bir sene gecikmeli kazanmama rağmen başladığımda hala reşit değildim. istanbul’un dışına ilk defa çıkmıştım ve eskişehir’in kırmızı topraklarına, bir tavuk gibi baka baka ilk günlerim geçti.</p>
<p>yunus emre yurdunda kalmaya başladığım andan itibaren, tanışmaya dahi cesaret edemediğim devrimcileri hep merakla ve hayranlıkla seyrettiğimi hatırlıyorum. okulun kantininden çıkıp rektörlüğün önüne yürüdükleri her eylemlerinde, okuduğum idari bilimler binasının katlarına tek tek çıkar, onlar gözden kayboluncaya kadar arkalarından bakardım.</p>
<p>günlerden güneşli bir günde mevsimlerden sonbaharda, devrimciler kantin ücretlerine yapılan zammı protesto ettikleri bir eylemde, senelerden 1988 ve benim de üniversitede ilk aylarımdı. içgüdüsel olarak katıldım eyleme ve her nasılsa cingöz yurt müdürü benim zayıf halka olduğumu anlamış olacak ki iş işden geçmeden eylemden hemen sonra bir bahaneyle yurt görevlierinden birisini göndererek beni odasına çağırdı.</p>
<p>gariptir, bu adamı kirli sakalı ve içinin çirkinliği yüzüne vurmuş hatırlıyorum. bozuk bir türkçeyle ‘devletin ekmeğini yiyip, yatağında yatıp, okulunda okuyup ona baş mı kaldırıyorsun lan!’ başlıklı konuşmayı yaptıktan sonra, beni yurttan atmakla tehdit etmişti.</p>
<p>bu içi dışı çirkin adama hiç cevap veremediğimi, olduğum yerde iyice küçülürken nefretle dolduğumu hatırlıyorum.</p>
<p>bu yeknesak, klişeleşmiş propoganda ve tehditten sonra yolda izde hep kendimle tartışıp durdum. ne bunu anlatabileceğim bir arkadaşım ne de yoldaşım vardı.<br />
aylar boyunca yurtta yataktan çıkmadan günlerimi geçirdim. ta ki celal gelip ‘böyle yaşanır mı oğlum, hadi biraz çıksana dışarı’ diyene kadar.</p>
<p>beni günden güne kemiren bu propogandayla kendi başıma başetmeli ve cevabını bulmak zorundayım ve fakat yeryüzünün en kolay cevabını bir türlü bulamıyorum. bulamadığım her gün biraz daha içime çekiliyorum.</p>
<p>vize arası istanbul’dayım. bakırköy’e tren istasyonunun yanındaki kitapçılara gidiyorum. minibüsteyim. şöför faşist bir marş çalıyor. tıklım tıklım ayakta gidiyoruz. ne zaman şöfore bağırmaya başladığımı hatırlamıyorum ama bağırıyorum işte.<br />
- kardeşim şunu kapatırmısın.<br />
- yav kendi minibüsümüz de bile istediğimizi dinleyemeyecek miyiz?<br />
- biz olmazsak senin minibüsün de olmaz&#8230;</p>
<p>aylardır aradığım cevap ansızın ağzımdan çıkıvermişti.<br />
işin garip yanı müzik de kapatılmıştı.<br />
o hınca hınç dolu minibüste, derin sessizlikte, -ne kimse onaylamış ne de reddetmişti aramızdaki tartışmayı- bakırköy’e varmıştım.</p>
<p>devlet denen alet tamamen bize bağlıydı. öyle ya gelirini uzaydan elde etmiyordu. 18 yaşından beri çalışan annemin ve babamın emeğini gaspederek, bir üniversite yapıyorlar sonra da o üniversiteyi bana karşı bir tehdit aracı olarak kullanıyorlardı. biz ondan almıyor aksine veriyorduk.</p>
<p>Şimdilerde evet hayır diye önümüze iki seçenek sunuyorlar ya. sanki hayat böyleymiş gibi<br />
sanki hayat bu kadar sade ve basitmiş gibi<br />
sanki bizim kendi seçenegimiz yokmuş gibi<br />
hani bu evet ve hayırın en büyük güçleri, konu ermeni ve kürtler olunca dilbirliğiyle seçeneği teke indirip ‘yoksay’ diye bağırıyorlar ya meydanlarda.</p>
<p>hani beni ilkokul beşteyken, ziya ülhak’ı karşılamak için havaalanı yolunda karda ayaklarım dona dona üç saat beklettiniz ya. bir elimde türk bayrağı öbüründe pakistan bayrağı, vınnn diye arabanız önümden geçti ya.</p>
<p>yok işte onlardan farkınız. olsaydınız bilirdiniz hayat daha fazla seçeneklidir.  koyardınız önümüze başka seçenekleri de ve onlarıda diğerleri kadar eşit ve adil bir değerde sayıp ona göre kurardınız hayatı yeniden. memleketi baştan aşağıya biz yaratmamışız gibi ter ter tepiniyorsunuz üstümde, evet mi hayır mı diye…</p>
<p>biz, aytül serin ve ben sizin bol yiyecekli evet hayır masanızda değil bir yan masada çay içip gökyüzünü seyrediyor olacağız. yemek yediğimiz kabı beğenmeyerek ve başka bir dünyayı hayal ederek…</p>
<p>kemal bozkurt<br />
beş eylül ikibinon</p>
<p><a href="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/09/nankorkedi1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-385" title="nankorkedi1" src="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/09/nankorkedi1.jpg" alt="" width="600" height="450" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dansbulusma.com/midas/?feed=rss2&amp;p=384</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>gönül ektiğini biçiyor</title>
		<link>http://dansbulusma.com/midas/?p=377</link>
		<comments>http://dansbulusma.com/midas/?p=377#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 21:32:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dansbulusma.com/midas/?p=377</guid>
		<description><![CDATA[&#60;- taksim &#8211; levent -&#62; mecidiyeköy metrosunun yürüyen merdivenlerindeyiz. aytül’ün kucağında serin, benim elimde puset ve beybi için alınmış eşyalar, poşetler falan. merdivenin iki – üç basamağına yayılmışız anlıyacağınız. inmeye bir kaç basamak kaldı kalmadı derken, hafif bir itme hareketinin ardından, geçmek istediğini anlatan yüz ifadesiyle şık bir kadın ve hemen arkasında şık olmayan başka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&lt;- taksim &#8211; levent -&gt;<br />
mecidiyeköy metrosunun yürüyen merdivenlerindeyiz.<br />
aytül’ün kucağında serin, benim elimde puset ve beybi için alınmış eşyalar, poşetler falan. merdivenin iki – üç basamağına yayılmışız anlıyacağınız. inmeye bir kaç basamak kaldı kalmadı derken, hafif bir itme hareketinin ardından, geçmek istediğini anlatan yüz ifadesiyle şık bir kadın ve hemen arkasında şık olmayan başka bir adam peşi sıra . adam, ambulansın açtığı yoldan ilerlemeye çalışan arabalar cingözlüğünde.  zorlanarak da olsa sağa doğru çekilerek yer açmaya çalıştık. nihayet ite kaka geçip gittiler yanımızdan. bir kaç saniye sonra da biz indik merdivenlerden.<br />
ve &lt;- doğru seyirttik.<br />
Biraz sonra gelen metroya beraber biniverdik.</p>
<p>“korkunun ecele faydası yok” ekolü olduğumuzdan serin’le sürekli dışarılardayız ve hemen hergün fırça yiyorum. üstelik tanımadığım konuya bodoslama giren insanlardan. fırçacıların yüzde doksandokuzu anne olan kadınlardan oluşuyor.</p>
<p>- çocuğum günah değil mi bu yağmurda dışarı çıkmışsınız!<br />
- çocuğum örtsene yavrucağın üstünü rüzgar var görmüyor musun!<br />
- bu karda dışarıda ne işiniz var! yazık değil mi yavrucağa?<br />
- çok güneş var neden  gölgede durmuyorsunuz?<br />
- annesi nerede bunun?/evdeee/cık cık cık…</p>
<p>kaç attack oldu sayısını hatırlamıyorum.</p>
<p>serin’in ilk kışı, şubat’tan bir gün<br />
- yavrum örtsene cocuğun üstünü rüzgar var görmüyor musun?<br />
- yeterince örtülü ya. iyi böyle teyzeciğim.<br />
- ben iki çocuk büyüttüm sen dediğimi yap<br />
- boşver teyze. biz iyiyiz…<br />
- aa! sen beni niye dinlemiyorsun<br />
neden sonra, türkçe konuştuğumuzun farkına varılıp, attack  miilliyetçi boyutlara ulaşıyor.</p>
<p>- aaa! bir de türkmüşsünüz!</p>
<p>garip olansa belki de erkek dayanışması mıdır nedir tam bilemedim, bir üst kuşak babalardan, “keşke ben de çocuğumu böyle gezdirseydim” itirafını çokça duyuyorum.<br />
kendi kuşağım babalar ise, ya “hayatın bitti oğlum” modunda ya da o güne kadarki hayatlarını alelacele değiştirme çabasında.</p>
<p>biz serin’i hayatımıza davet ettik. “olay budur, yersen…” dedik ve o da geldi.</p>
<p>bana serin üzerinden bıdı bıdı hassasiyet gösterisi yapan insanlar; 20’li yaşlardaki çocuklarımız o günkü politikalar gereği hayatlarını kaybedip-kaybettirildiklerinde ve sonraki günlerde adları hatırlanamayacak kadar çoğaldıklarında neden “vatan sağolsun” diyerek kolayca vazgeçiyorlar çocuklarımızdan.</p>
<p>şimdiden söyleyip, ruhumu kurtarayım. çocuğumu askere göndermeyeceğim. el emeği göz nurumuzla büyüttüğümüz çocuklarımızı<br />
lağım çukurlarında ya da lağım çukuru bir savaşta kaybedip vatan sağolsun diyoruz ya, kardeşlerimizi öldürmek üzere çıktığımız yolda, kürtler kendi adlarını çocuklarına veremesin, kendi dilinde eğitim alamasın diye ölüp öldürüyorüz ya! ben yokum işte orada. eğer kardeşsek biraz da biz kürtçe öğrenelim de onlar bizim telaffuzumuzla dalga geçsin.</p>
<p>dün yine bir yerde, bir kez daha karşıma çıktı “vatan uğrunda ölen varsa vatandır” söylencesi.</p>
<p>üzerinde yaşayabilecek insan kalmayana kadar sürme ihtimali olan bu kirli savaş “en bi vatan” mı olacak o zaman.</p>
<p>mars’ta da toprak var ama yaşam yok<br />
üzerinde hayat  kalmayan yere aytül, serin ve ben vatan değil mars diyoruz.<br />
bilginize…</p>
<p>kemal bozkurt<br />
onsekiz ağustos ikibinon</p>
<p><a href="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/08/17082010246.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-378" title="17082010246" src="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/08/17082010246-300x225.jpg" alt="" width="600" height="450" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dansbulusma.com/midas/?feed=rss2&amp;p=377</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kahraman memelerim 10</title>
		<link>http://dansbulusma.com/midas/?p=369</link>
		<comments>http://dansbulusma.com/midas/?p=369#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 22:56:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dansbulusma.com/midas/?p=369</guid>
		<description><![CDATA[Bu son meme hikayesi… Sonu gelmeyen hikaye ve teranelere ise biz büyükler, tarih diyoruz… Onbeş gün sonra doğumgününü kutlayacağız. Muhtemelen çay bahçesinde gazoz eşliğinde. Ebeveynlerinin “büyük bir parti” yapma hayali yok. Istersen büyüdüğünde bunu da psikoloğuna anlatabilirsin. Pastan olacak elbette. Bu kıyağımızı da unutma. Üstelik pipini kestirmekten de vazgeçtik. Bu da doğumgünü hediyen olsun. Büyüdüğünde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu son meme hikayesi… Sonu gelmeyen hikaye ve teranelere ise biz büyükler, tarih diyoruz…<br />
Onbeş gün sonra doğumgününü kutlayacağız. Muhtemelen çay bahçesinde gazoz eşliğinde. Ebeveynlerinin “büyük bir parti” yapma hayali yok. Istersen büyüdüğünde bunu da psikoloğuna anlatabilirsin. Pastan olacak elbette. Bu kıyağımızı da unutma. Üstelik pipini kestirmekten de vazgeçtik. Bu da doğumgünü hediyen olsun. Büyüdüğünde bütün bir pipiyle ne yapmak istediğine kendin karar verirsin. Aris yine de kirven ama, söz verildi nasılsa bir kere.<br />
Anlamışsındır… Keyfim yok pek. Havadan, sudan ve topraktan… Hava belli temmuz ve nemli Istanbul. Su, insan yutan canavar, küresel felaket. Toprak,… Toprakta sonu gelmeyen bir kansızlık var. Kan dökülmeli… 3000 çocuk taş attığı için cezaevindeydi. Seni cezaevine sokacak devletin #!*(#•^^**”_+…<br />
30’u birkaç gün önce açılım kapsamında salıverildi. Kan dökülüyor. Önce Bursa ve Hatay’da. Sonra… Giresun’da mevsimlik Kürt işçilerin şehre gelebilmesi için eylem yapıldı. Şimdi üç otuza fındık toplamaya başladılar mı?<br />
Bir de 12 Eylül’lü aklama procesi var gündemde. Referanduuum, duma duma dum, ben bir yaalaan uydurdum… Evet çıkarsa Kainat tek kurşunla intihar edecekmiş. Bir kutu plastik mermi hediye etmeyi düşünüyorum. Sen ne dersin sevgili oğlum?<br />
Bütün bunlar içimi kapkara yapıyor. Sana bakınca tüm dertlerimden arınıyorum diyebilmek isterdim. O mutlu annelerden biri olmak isterdim. Ama olmuyor. Seni yaşatma gailesi unutturmuyor. “Bu boktan dünyada çocuk doğurmak istemiyorum” evresine geri döndüm… Yok yok şaka dönmedim… Şu sıralar beni gördüğüne sevinen tek kişi sensin ve ben bu mutluluktan vazgeçmek istemiyorum. Ayrıca gülen bir surat görmek kadar değerlisi yok, bilirsin…<br />
Memelere gelince… Sevgili doktorumuz 1 yaşından sonra kesmemiz gerektiğini söyledi. Uzun uzun yatma hallerimiz devam ediyor nasıl olsa. Bunun için çok da üzüntülü değilim ne yalan söyleyeyim. Üstelik köpek yavrusu gibi üzerimde uyumaların beni benden almaya yetiyor. 77’ye 10 buçuk bedeninle 1.58’e 57’lik bedenimde başını koymadığın tek bir santimkare kalmıyor. Ama sıcak havalarda süt kesmeyi denemesek iyi olurmuş. Doğumdan sonraki ikinci travma buymuş. Yani plan a şu, eylül gibi süt hikayemiz bitecek. Daha şimdiden, sabahın altısında uyandığında seni neyle besleyeceğimi düşünür oldum. Plan b, ömrümün sonuna kadar benden beslenebilirsin (hafif bir sapkınlık sezdim hemen kapatıyorum) Bana bu mutluluğu tattırdığın için çooooooook teşekkür ederim. Kahraman memelerim, çekelemelerinin de sonucu olarak, sürecin sonunda telef memelerim oldu. Ama varsın olsun. Plastik cerrahi ne güne duruyor.<br />
Seni çok seviyorum güzel oğlum… Terleyen saçlarınla başa çıkamayınca saçını yine kestirdik. Ama bu sefer Amerikan… Havalı oldu yani. Yanki go home!…<br />
Veeeeeee Beyoğlu’ndan Serin Sarp Bozkurt için Şekspir’den 66. Sone geliyooooor. Elbette Can Yücel çevirisiyle…<br />
Doğumgünün kutlu olsun canımın içi bebeğim,<br />
nice nice yıllara gülüm nice nice yıllara…<br />
annen aytül</p>
<p>vazgeçtim bu dünyadan<br />
vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,<br />
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.<br />
değil mi ki çiğnenmis inancın en seçkini,<br />
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,<br />
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,<br />
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,<br />
ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,<br />
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,<br />
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,<br />
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,<br />
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,<br />
değil mi ki kötüler kadı olmuş ¥emen&#8217; e<br />
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,<br />
seni yalnız komak var, o koyuyor adama.</p>
<p>Aytül Hasaltun</p>
<p>Temmuz 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dansbulusma.com/midas/?feed=rss2&amp;p=369</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>beni yak kendini yak herşeyi yak.</title>
		<link>http://dansbulusma.com/midas/?p=365</link>
		<comments>http://dansbulusma.com/midas/?p=365#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 22:42:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dansbulusma.com/midas/?p=365</guid>
		<description><![CDATA[beni yak kendini yak herşeyi yak. kırklı yaşlardayım. birkaç sene önce birdenbire unuttuğum bir olayı hatırladım hafızamdan silmeye calışıpta belliki silemediğim. daha okula başlamadığımı hatırlıyorum 75-76 yıllarından bahsediyorum. annem ve babam çalışıyor. bakıcımız yok (kreşlerden falan hiç bahsetmiyorum ne kreşi kıçımızı bezlere siliyorduk) abimle ben allaha ve komşulara emanet büyüyoruz. istanbul gaziosmanpaşa&#8217;dayız iki katlı yarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>beni yak kendini yak herşeyi yak.</p>
<p>kırklı yaşlardayım.</p>
<p>birkaç sene önce birdenbire unuttuğum bir olayı hatırladım hafızamdan silmeye calışıpta belliki silemediğim.</p>
<p>daha okula başlamadığımı hatırlıyorum 75-76 yıllarından bahsediyorum.<br />
annem ve babam çalışıyor. bakıcımız yok (kreşlerden falan hiç bahsetmiyorum ne kreşi kıçımızı bezlere siliyorduk)<br />
abimle ben allaha ve komşulara emanet büyüyoruz.</p>
<p>istanbul gaziosmanpaşa&#8217;dayız iki katlı yarı gecekondumsu bir evde yaşıyoruz. herneyse televizyon yediden sonra açıldıği için oyalanacak tek şey sokaklar.<br />
şimdilerde beyoğlu belediyesi&#8217;nin 2010 kültür başkenti pocesi olarak 2 milyon teleye yaptığı serdar-ı ekrem sokak&#8217;taki gibi taşlarla örülü hafif yokuş sokağımızda bir aşşa bir yukarı&#8230;<br />
hemen hergün de 2.5 lira  yada 50 kuruş buluyordum.<br />
annemin beni uyardığı zamanlar.<br />
&#8220;artık ana yok anne var şehirdeyiz yavrum&#8221;</p>
<p>bakkalın hemen yanında evi olan 50&#8242;li yaşlarda olduğunu hatırladığım uzak komşumuz mavi çizgili alt pijaması ve üzerinde atlet olduğu haliyle kapısından dışarı bir adım atarak bana seslendi.</p>
<p>yavrum bi bakarmısın?<br />
!!!<br />
bana bakkaldan &#8230;. alırmısın?<br />
oluuuur.<br />
içeri gelde sana para vereyim.<br />
birkaç saniye sonra içerdeydim.<br />
içeri girdiğim anda tipik gecekondu kapısı (anadolu mavisi ve demirden) dan diye kapandı.<br />
sen ne güzel çocuksun böyle<br />
hafif kızardığımı hatırlıyorum.<br />
kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor çok korkuyorum ama belli etmiyorum.<br />
sen sünnet oldun mu? hadi yatağa yatda bakalım.<br />
bir anda yataktayım<br />
sen dur bekle ben geliyorum şimdi.</p>
<p>yan odaya geçti.</p>
<p>kısa bir süre geçtikten sonra her nasılsa başıma birşey gelecek ve burdan çıkmalıyım dediğimi ama korkudan kıpırdayamadığımı hatırlıyorum.<br />
çok garip gelebilir ama o adama haber vermeden gittigim icin ayıp olurmu gibi düşüncelerde havada ucuşuyor.<br />
sessizce yataktan çıktım ve kapının hemen yanında duran ayakkabılarımı giymeye çalıştım.<br />
bazen böyle bir anda nasıl olupda ayakkabılarımı düşündüğüme inanamıyorum.<br />
kendime sesleniyorum ne ayakkabısı kemal çabucak çıksana oradan.</p>
<p>Neyse ayakkabılarımı giydim kapıyı sessizce açarak dışarı çıktım.<br />
sonra&#8230; sonrası yok.</p>
<p>taaki birkaç sene önce birdenbire bu anı hatırlayana dek.</p>
<p>niyetim annemi kırmak yada bir konu açmak değildi.<br />
sadece söylemek ve paylaşmaktı.<br />
söylemediklerimiz içimizde ur yapar.<br />
içimde değil dışımda tutmalıyım.</p>
<p>daha giriş cümlesinde annem  panik halde eline televizyon kumandasini aldı ve cnninternaional&#8217;da durdu.<br />
anne n&#8217;yapıyosun?<br />
televizyon seyrediyorum.<br />
iyide sen ingilizce bilmezsinki?<br />
birkaç kelime daha sarfedecekken<br />
can havliyle yüzünü televizyondan ayırmadan söylendi<br />
&#8220;olmaz öyle şey&#8221;</p>
<p>Part II</p>
<p>geçen senelerden birinde akşamlardan bir yaz akşamında eş dostla oturuyoruz.<br />
türkler galata kulesini daha keşfetmemiş ve meydanda yer bulabildiğimiz zamanlar.<br />
öğlen haberlerinde televizyondan dinlediğim haberi anlatıyorum.<br />
ankara&#8217;nın adını şimdi hatırlayamadığım bir ilçesinde özellikle erkek çocukları satan godoşlar haberi.<br />
çocuklara tecavüz eden ve parayla beraber olan 35 kadar kişinin gözaltına alındığı  söylendikten hemen sonra türkiye&#8217;de çocukların neredeyse %50 ila 75&#8242; inin şu veya bu düzeyde tacize uğradığı ve bu çocukların yarısından fazlasının erkek çocuk olduğu ve % 80&#8242;ler oranında akrabalar tarafından diye devam ediyor&#8230;</p>
<p>ilginç&#8230; ne o kanal bu haberi bir daha verdi nede ota boka program yapanlar bu konuda birşey yapmadı.</p>
<p>12-13 kişi kadardık ve masamızda memleketin şöhret üniversitelerinden mezun olanlarda vardı.<br />
yüzüme anlamsızca baktılar.<br />
oysa hebere göre en az birkaçımızın daha tacize uğramış olması gerekirdi.<br />
konuda öylece kapandı.</p>
<p>annemle arkadaşlarım işbirliği halindeydi.</p>
<p>neden sonra içlerinden biri gelip ürkekçe  sordu<br />
annene söyleyince nasıl hissettin falan filan diye&#8230;</p>
<p>velhasıl diyeceğim o ki;<br />
dörtyol&#8217;da bdp binası yakıldı ya!<br />
binayı yakmadan önce faşistler bayrak asmışlar ya<br />
görüntülerde bayrağında binayla birlikte yandığı görünüyor.<br />
yoketmeye ve yoksaymaya çalıştığımız kadar kendimizide yakmış olduk.</p>
<p>gökten üç elma düştü<br />
biri benim kafama<br />
ikincisi anneme nasıl anlattığımı sorana<br />
üçüncüsü<br />
kürt mehmet&#8217;e</p>
<p>bizim memlekette hala yerçekimi yok&#8230;</p>
<p>kemal bozkurt<br />
28 temmuz 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dansbulusma.com/midas/?feed=rss2&amp;p=365</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kahraman memelerim-8</title>
		<link>http://dansbulusma.com/midas/?p=362</link>
		<comments>http://dansbulusma.com/midas/?p=362#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2010 16:33:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dansbulusma.com/midas/?p=362</guid>
		<description><![CDATA[Sol yanağından boynuna doğru süzülen birkaç damla ılık sütü, elimle silip seni kaşıntıdan kurtarıyorum. Ağzının doygunluk hareketleri hiç değişmedi. Uzun uzun şapırdayıp, yalanıp belli ki keyfine varıyorsun. Yakında büyük bir sınavdan geçeceğimiz aklıma düşüyor. Ayrı geçecek olan on gün, müebbet etkisi yaratıyor. Vuslatta kaldığımız yerden devam edebilecek miyiz? Sen henüz doğmamıştın. Babanla ikimiz düşünüp durduk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sol yanağından boynuna doğru süzülen birkaç damla ılık sütü, elimle silip seni kaşıntıdan kurtarıyorum. Ağzının doygunluk hareketleri hiç değişmedi. Uzun uzun şapırdayıp, yalanıp belli ki keyfine varıyorsun. Yakında büyük bir sınavdan geçeceğimiz aklıma düşüyor. Ayrı geçecek olan on gün, müebbet etkisi yaratıyor. Vuslatta kaldığımız yerden devam edebilecek miyiz?</p>
<p>Sen henüz doğmamıştın. Babanla ikimiz düşünüp durduk günlerce. Kuzeyde bir yerlerde zeytin mi ekmeli, güneyde bir yerlerde tatil köyü mü işletmeli yoksa sınırlar dışında bir yerlerde sıla hasreti mi çekmeli? Hiç bilemedik. Sensiz son günlerimiz, sana aydınlık günler yaratma çabasıyla geçti. Sonunda kurduğumuz hiçbir hayalin içinde olmadığımızı farkettik. Ve gitmek fikri böylece geçiverdi. Neden?&#8230; Dans Buluşma bizim bebeğimiz değil miydi? Bebek, vazgeçilebilir birşey miydi? Evet seni birkaç saatliğine birilerine, en çok da babana ve anneannene emanet etmek bana biraz nefes aldırıyor. İnsan olduğumu hatırlayıp duş falan alıyorum ya da yoga yapıp uyuşmuş bedenimi canlandırmaya çalışıyorum. Kuş sesini duyabilir oluyorum. Ya da yemek yapmakla uğraşmayıp okuyabilir oluyorum. Ama hepsi bu.</p>
<p>Vazgeçtik ya, istedim ki, dans eden ayaklarımın arasında büyüyesin. İstedim ki müzik sesi eksik olmasın kulacığından. İstedim ki baban annen hep yanında olsun, işleri olsa da sen hep o işin bir parçası olasın. Şimdi dans buluşmadaki bir dersi gözünü kırpmadan ilgiyle izleyebiliyorsun. Salondan gelen birbirinden güzel müziklerle deliksiz uyuyabiliyorsun. Etrafında kızlar varsa naz niyaz çekip sonsuz gülümsüyorsun, erkeklerle tur atmaya istiklal’e ya da kule meydanına çıkabiliyorsun. Mutlu görünüyorsun.  Para pul her zaman sorundu ve hala da sorun. Anladık ki çok paramız olduğunda sana çok iyi bir hayat vermiş sayılmayacağız. Üçümüz beraber tercih ettiğimiz, bedel ödeyip sevdiğimiz bir hayatı yaşıyorsak günlerimiz aydınlık olacak. Sonuçta dans buluşma hala ayakta. Üstelik sadece prova ve atölye salonu olarak değil. Her cumartesi sahne olan haliyle dimdik ayakta. Son zamanlarda en sevdiğin şey ya, ayağa kalkmak. Bir yerlere tutunmak ve tek başına kalkmaya çalışmak. Bunun ne demek olduğunu şu an en iyi sen anlarsın.</p>
<p>Bu Cumartesi üçüncü gösteri olacak. Prömiyerini senin varolmanı sağlayarak kutladığımız Nigar’ı oynuyoruz. Her Cumartesi değişip olgunlaşıyor Nigar. Ne zamandan beri bu kadar sık sahneye çıkmamıştım. Sahnede olmanın beni ne kadar yenilediğini ve anlamlı bir hale getirdiğini unutmuşum. Evim derdim sahne için, şimdi gerçekten evim olan bir yerde seyredenime bakıyorum. Yani kendime. Ah oğlum sen bana neler yaptın?</p>
<p>Katıldığımız bir panelde, benim sahne yok ki deyişimin ardından moderatörün şakası ‘’sana şu mavi sahnelerden birini verelim’’ olunca, aklım tutuştu. Ve böylelikle, ilk bakışta tuvalet sandığım ve her daim kapalı olan İstiklal Caddesindeki mavi sahnelerde birşeyler yapmak korkusu, Cumartesi gösterilerini doğurdu. Kaç zamandır dileğim oydu ki, yaptığımız bir işi en az 30 kez sergileyelim.  Çünkü binbir emek ile ürettiğin iş, birkaç gösterimden sonra çöpe dönüşünce en çok yastığınla dertleşiyorsun. Yeni bir şeye başlamak içinse cesaretin olmuyor çoğu zaman. Şimdi özgürleştiğimi düşünüyorum. Beni benden başka engelleyecek hiçbir şey yok. Evinden hiç çıkamadan yaşayan Nigar, şimdi ev ev dolaşıyor. Seyredenlerin umutlandırıcı sözleri ya da yanaklarından süzülen birkaç damla yaş, sonsuz bir mutluluk veriyor. Söz diyorum, ağladığını gördüklerime ‘’Söz daha eğlenceli işler yapmaya çalışacağım’’. ‘’Yok yapma!&#8230;’’ diyorlar. Ümit Besen orgunun başında cıstık cıstık şarkı söylüyor; ‘’Hayatın draması varsaa, rondonun kremasııı var&#8230;.’’ Dramı seviyorum. Karşılaştığım kişilerin kalplerine dokunabilmeyi seviyorum. Hikaye anlatmayı seviyorum. Daha iyi bir insan olma çabasını seviyorum. Aklı ve vicdanı diri tutma çabasını seviyorum.</p>
<p>Birkaç aya kalmaz yürümeye başlayacaksın. Babanla senin için sandaletler beğenip, hayaller kuruyoruz. Evin her tarafına yayılmış anılarımızı, kitaplarımızı, köşelerimizi ve prizlerimizi gözden geçiriyoruz. Elbette düşeceksin ve elbette tehlikeli anlarımız olacak. Canın yanacak ve ağlayıp yardım isteyeceksin. Seni kalbimin üzerine yerleştireceğim. Bir zamanlar olduğu gibi yine birlikte atacak kalplerimiz. Başındaki teri, gözündeki yaşı alacağım avuçlarımla. Geçti diyeceğim ‘’geçti, ben yanındayım&#8230;’’ iç çekişlerin küçük mavi balık gözlerinle, bakmalara ve anlama çabalarına dönüşecek. Sütümle besleyeceğim ardından. İkimiz de, o en çok rahatlatan ve en yakın olduğumuz eşsiz anda kurtulacağız&#8230;.</p>
<p>Aytül Hasaltun<br />
Nisan 2010</p>
<p><a href="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/04/11082009064.jpg"><img class="alignleft size-large wp-image-363" title="kahraman memelerim 8" src="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/04/11082009064-1024x768.jpg" alt="" width="600" height="450" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dansbulusma.com/midas/?feed=rss2&amp;p=362</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kahraman memelerim-7</title>
		<link>http://dansbulusma.com/midas/?p=357</link>
		<comments>http://dansbulusma.com/midas/?p=357#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 17:36:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dansbulusma.com/midas/?p=357</guid>
		<description><![CDATA[O yorgunlukla nasıl akıl ettim bilmiyorum, sen uçaktan indikten bir saat sonra anneannenin kollarındaydın. Ben eve koşup bir gece öncesinin kanından, kirinden, gözyaşından ve tozundan bile kurtulamayıp uykuya kanıverdim. Derdim önce iyice bir dinlenip, temizlenip, sonra sana koşmaktı. Ev ve giysiler o tozla kalamazdı. Biraz hastalıklı bir durum kabul ediyorum. Artık her on dakikada bir, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>O yorgunlukla nasıl akıl ettim bilmiyorum, sen uçaktan indikten bir saat sonra anneannenin kollarındaydın. Ben eve koşup bir gece öncesinin kanından, kirinden, gözyaşından ve tozundan bile kurtulamayıp uykuya kanıverdim. Derdim önce iyice bir dinlenip, temizlenip, sonra sana koşmaktı. Ev ve giysiler o tozla kalamazdı. Biraz hastalıklı bir durum kabul ediyorum. Artık her on dakikada bir, en azından elimi yıkamaktan, derim kurudu ve ince çatlaklar oluştu. Dertlenmiyorum&#8230; Başladı derinden bir temizlik. Birazı her zamanki gibi akıl temizliği. Komidini, üzerindeki ıncık cıncıkların habire yerlerini değiştirerek tozunu alma halim takdire şayandı ve o an farkettim ki Armine’nin, sesinin en yumuşağıyla sana söylediği sözleri kendime tekrarlıyordum. Ortada yatıştırılması gereken bir bebek yokmuş, ben sadece evimin tozunu alıyormuşum. Ve buna ihtiyacım sonsuzmuş&#8230;</p>
<p>Şakarcaan, pambakcaan,canııs, şirincaan, anuşcaan&#8230; ( şekercaan,pamukcaan, canıım, şirincaan, güzelcaan&#8230; Bu sesin verdiği huzur ve mutluluğu ömrüm boyunca özleyecek olmanın acısıyla, şimdi sadece yazabiliyorum&#8230;.</p>
<p>En güzel kucakların gülü olma haline alışığız bir haftadan beri ya, pusetini, yükümüz daha da artmasın diye evde bıraktığımız için uykuların da, bu en güzel kucaklarda oldu. Opera Sanatçısı Bogos’un birbirinden güzel şarkılarıyla, Deniz’in uykuya dalışın uzadıkça, sözlerini sürekli tekrarlayıp durduğu ‘’annem annem’’ şarkısıyla ve yine ve elbette Armine’nin havaalanına gidiş yolunda söyleyip, beni kelimenin tam anlamıyla salya sümük ettiği ninniyle uyudun bir hafta. Şimdi benim, senin için uydurduğum ninniler seni keser mi bilemiyorum.</p>
<p>Sen günün birinde bu şarkıları unutma diye, bu seslerin peşine düşüyorum. Heyecanla, önemsiz gibi gözüken; ne bileyim Aris’in senin için aldığı çocuk deterjanı kutusu gibi şeyleri bile  sana ulaştırmak için toplayışım gibi, bu ninnileri, kendi seslerinden senin için topluyorum. Bugün Çarşamba, Ermenistan havasından kopamadık bir türlü Aris amcan birkaç gecedir bizde kalıyor ve bu sabah olanlar bunlar;</p>
<p>Ben-Toycular yar can</p>
<p>Elinde mercan</p>
<p>Ben sana hayran</p>
<p>Oy aman aman</p>
<p>(maalesef her zamanki gibi 2. Kıtasını bilmiyorum&#8230;)</p>
<p>Aris-Bu sabah kalktık ve hepimizin dilinde bu şarkı vardı…</p>
<p>Birimiz Türkçe birimiz Ermenice söylüyormuşuz hepimiz de bir yerlerden duyduğumuzu düşünüyormuşuz…</p>
<p>Ben hatırladım birgün Yerevan’da takside çalıyordu bu…</p>
<p>Valla öyle billa öyle…</p>
<p>Aytül sana ordan takılmış</p>
<p>Toy oyun şarkısı</p>
<p>İşte bana da bu gruptan kalmıştı bu şarkı…</p>
<p>Zülal adlı kadın vokal müzik grubu…</p>
<p>Ve işte Ermenice versiyonunun sözleri …</p>
<p>Benim tatlı yarim</p>
<p>(Ermenice bulduğum bir kaynağa göre, yar bir bahçede uyuya kalır. Sevgili gelir ama onu uyandırmak istemez ve uykusunda onu seyir eyler… Ve bu şarkıyı yazar…)</p>
<p>Benim tatlı yarim</p>
<p>Bahçede uyuyor</p>
<p>Meltem vuruyor</p>
<p>Döşün açılmış yarim…</p>
<p>Metem vurmuş açmış göğsünü</p>
<p>o parlak göğsün yarim</p>
<p>Ayı bile aydınlığıyla besliyor</p>
<p>Seninle aydınlanan gece bulutları</p>
<p>Yarimin kalbindekileri görmüş de açmış önünü ayın…</p>
<p>Ve senin gözlerine uykudan bir duvar örmüş</p>
<p>Turnalar görmüş içindeki acıyı ve</p>
<p>Gelip almış tüm içindeki kötülükleri…</p>
<p>Turnalar görmüştü içindeki acıyı…</p>
<p>Yar Nay Nay Nay</p>
<p>ÇEVİRİ: aris nalcı</p>
<p>Sen büyüdüğünde akıl,f ikir ve muhakeme sahibi genç bir adam olduğunda, bu satırlar sana ne anlatır bilemiyorum ama bana anlattığı tek şey ne kadar birbirimizen olduğumuz, ne kadar etle tırnak olduğumuz. Güzel oğlum, dandini dandini dastananın 4. Kıtasında –ki yok aslında o kıta, sana özel- uyuyuverdin. Yanına kıvrılıp bu kasvet yüklü İstanbul havasından kurtulmak isterdim. Ama yazma güdüsü ağır bastı. Şimdi kocaman bayrak manzaralı evimizin oturma odasındayım. Aklım sovyetik evimizin yatak odasında. Sen babanla beraber, aynı yatakta, en güzel rüyalardasın. Ben, evimizin yatak odasında, özel hazırlanmış çalışma bölmesiydeyim. (Bu ev içinde oyuncak bir micey maus ve kids yıkamalı bir çamaşır makinesi olduğu için kiralandı ve bu incelik bile beni benden almaya yetiyor.) Nefes seslerinizi duyabiliyorum ve Parajanov okuyup Nigarı düşünebiliyorum. ‘’Hatırladım. Ertesi gün ben çarşaflarımı astım…’’</p>
<p>Aris, Müslüman Tatar kızı Nigar’ın, Parajanov’la evliliğinden sonra abileri tarafından öldürülüşünü anlatıyor. Bogos, gezdiğimiz Edebiyat Müzesinde, 1915 senesinde, bir gecede evlerinden toplanıp katledilen 600 Ermeni aydını anlatıyor. Içlerinden bir tanesinin başına gelenleri sadece kemale anlatabileceğini, bana anlatamayacağını söylüyor. Biraz ısrarın ardından, canlı iken derisi soyularak öldürülen yazar Taniel Varujan havamızı ağırlaştırıyor. Gözlerimizde yağmur bulutları, tahtaları gıcırtayan eski müze binasından dışarı atıyoruz kendimizi.  Bir böceğe bile yaşam hakkı tanıman gereğinin sözleri; şimdi, şu an, sana anlatır gibi aklımdan hızlıca geçiyor. Değil mi ki bir insan, üstelik Anadolu’nun bereketli topraklarındaki varlığı, Sünni Müslüman Türk’lerden de eski bir halkın aydını, yazarı, çizeri… Sonraki günlerde Soykırım Anıtı’na gitmek için yeterli gücü kendimizde bulamıyoruz. Aris, Kevork, Deniz, Daniel,Bogos, Aytül, Kemal, Armine ve Serin olarak iyi ve güzeliz ya, konjektürel politikaların üzerinde birşeyler paylaşıyoruz ya, bu romantik ve Ararat’ıyla efsaneleşmiş, sovyetik şehirde gezinebilme mutluluğunu yaşıyoruz ya bize yetiyor.</p>
<p>Can Dündar, katıldığımız tv programında soruyor; ‘’Başbakanın, süreriz burada çalışan kaçak Ermenileri… sözlerini söylediğinde orada mıydınız?’’</p>
<p>Aytül- Hayır. O sözledi biz gittik…</p>
<p>CD- peki sizi orada nasıl karşıladılar?</p>
<p>A- Çok çok sıcak… Orada  Türklere karşı büyük bir öfke yok. Biz buradaki Ermeni arkadaşlarımıza çok daha fazlasını çektiriyoruz. Sokakalarda bağıra çağıra Türkçe konuşabildik ve kimse bize yan gözle bile bakmadı. Koca koca bayraklar görmedik mesela.</p>
<p>…</p>
<p>ve program hızlıca bitiveriyor.</p>
<p>Paskalya sofrasından yükselen kahkahaların ve neşenin arasında ne kadar da mutlusun. Yüzünde gülücükler, yediveren gülleri gibi çoğalıveriyor. Doğumundan beri benimle olan, endişe ve panik duygularından, yavaş ve rahatça kurtulup temizleniyorum.  Bahar kapımızda. Bahçemizde çiçek açıyorsun. Kısa şortlu hallerin, hayallerimi süslüyor. Çıplak ayakların, güneş gözlüklü beyaz yüzün, iştahla yediğin en taze yemekler&#8230; Memelerim eskisi kadar rağbet görmüyor. Yavaş yavaş sona geldiğimizi hissediyorum. Olsun oğlum. Varsın olsun…</p>
<p>‘’Annen sana hayat topluyor</p>
<p>Annen sana yıldız topluyor’’</p>
<p>Aytül Hasaltun</p>
<p>Nisan 2010</p>
<p>Şarkıyı dinlemek icin</p>
<p><a href="http://www.dansbulusma.com/im_khorodig_yar.mp3" target="_self">www.dansbulusma.com/im_khorodig_yar.mp3</a></p>
<p><a href="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/04/IMG_7591.jpg"><img class="alignleft size-large wp-image-358" title="Armine ve Serin" src="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/04/IMG_7591-1024x682.jpg" alt="" width="600" height="399" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dansbulusma.com/midas/?feed=rss2&amp;p=357</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.dansbulusma.com/im_khorodig_yar.mp3" length="2671570" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>kahraman memelerim-6</title>
		<link>http://dansbulusma.com/midas/?p=335</link>
		<comments>http://dansbulusma.com/midas/?p=335#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 10:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dansbulusma.com/midas/?p=335</guid>
		<description><![CDATA[Kapımızda bahar. Gece üşüyor mudur diye endişelenmeme gerek kalmadı. Bunun için artık kendi yatağında yatmalısın. Kemalle ikimizin yastık paylarından çalarak senin için yer açmak zorunda kalmayacağız. Sürgün yemiş yastıklarımızı sabah olunca yerlerden toplamayacağız, ooh&#8230; Üstelik kendi bölümünün başucunda, seni süsleyen sarı pembe masal atını, beşiğine koyacağım söz. Hem hık dediğinde yanında olacağım, inan bana. Hadi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kapımızda bahar. Gece üşüyor mudur diye endişelenmeme gerek kalmadı. Bunun için artık kendi yatağında yatmalısın. Kemalle ikimizin yastık paylarından çalarak senin için yer açmak zorunda kalmayacağız. Sürgün yemiş yastıklarımızı sabah olunca yerlerden toplamayacağız, ooh&#8230; Üstelik kendi bölümünün başucunda, seni süsleyen sarı pembe masal atını, beşiğine koyacağım söz. Hem hık dediğinde yanında olacağım, inan bana. Hadi artık daha fazla beraber yatmayalım&#8230;</p>
<p>Meyvaydı, sebze püresiydi, muhallebiydi derken bütün gün el sürmediğin memelerim, gece olup da kesintisiz uyuma vakti gelince bayram etti. Sütünü içtin, küçük elin yanağımda, ben bal rengi saçlarını okşarken uykuya kanıverdin. İyice dalmanı bekledim desem yalan olur, çünkü uzun uzadıya seni seyrettim, nefesini dinledim. Ayrı yatmak konusunda hangimiz daha zorlanacak emin değilim.<br />
Neredeyse yarım saat sürdü; temizlik, düzen, intizam konusunda herşeyin kusursuz olduğuna ikna olmam. Göz görse de anlamak istemez ya işte öyle&#8230; Ellerimin arasında hazine varmış gibi taşıdım seni. Hemen yanıbaşımızdaki beşiğine yatırdım. Gözlerin kapalı. Önce sağa sola dönmeye başladı kafan. Sonra ellerin beni aradı. Buldu gibi. Ninniye kaldığımız yerden devam edeyim dedim ama olmadı. Engin gözlerin ışıldayıverdi. Sürekli tekrarlanan bir ezgi, el oynaşmaları, gözgöze bakmalar&#8230; on dakika içerisinde tamamen uyandın ve söylenmeye başladın. Anladım, o gece bu gece değil. Yine yanımda yine kollarımdasın. İki dakika içinde yaz aylarının akşamüstü denizi gibi hareketsiz kaldın.</p>
<p>Cücelerin evine girmiş, kaçkın Pamuk gibiyim. Gün boyu (6-7 kez) küçük tencere, küçük kaşıklar, küçük tabak gibi alet edavatla uğraşıp, üstüne hiç üşenmeyip nerdeyse oyuncaklarının tamamını yıkıyorum. Eğer hala yorgunluktan bayılmamışsam kitabımdan üç dört sayfa okuyup sızıveriyorum. Sen benim en iyi halimsin, asla senin yüzünden dememeyi öğreniyorum. Kol kırılırsa kırılsın ama yeni içinde kalmasın, seninle birlikte olmaya başladığımızdan beri annemi asla aklayamıyorum. ‘’Anne ol da anlarsın’’ gibi sözler, derin bir kuyuda gibi durduk yere yankı yapıyor. &#8230;biliyorum&#8230; Yasta olup yataklara düştüğümde içinin titrediğini, biri ya da birileri bana el uzattığında, dil uzattığında dişi bir kaplana dönüştüğünü, hangi duyguyla hala beni doyurmaya çalıştığını, kemale hep şüpheyle bakmalarını biliyorum. Ama sevginin salt ihtiyaçlar üzerinden tariflenemeyeceğini sen bilmiyorsun. Yoksa biliyorsun da, beni sevmediğini söylemeye cesaret mi edemiyorsun.</p>
<p>Ondokuz yaşındaydım karar verip senden ayrıldığımda. Kız başıma, iki arkadaşımla ev tuttum. Kaçtım senden ve senin asla sonlanmayacak öfkenden, yaşamaktaki çaresizliğinden. Şimdi geçen onca zamandan sonra hiç olmadığı kadar temas halindeyiz. Ben doğurma deneyimini sevgiyle ve anlayışla karşıladım. Hep dedim ya kendimi doğuruyor gibiydim. Yani hem çocuktum hem de sen. İlk günler telaşını, heyecanını normalleştirmeye çalıştım. Kemale karşı ve aslında en çok kendime karşı. İçimdeki kötücül sesi ise susturamadım bir türlü. En çok sana anlatamadım ya kendimi, hep sana mektuplar yazarken uyanıyorum. İlk mektup ben okumayı yeni öğrendiğimdeydi. Ne kadar acelem varmış ki ilk yazma girişimim bu olmuş. Mutfak tezgahına bırakılmış üç cümleye bel bağlamıştım günlerce. ‘’anne neden beni sevmiyorsun’’&#8230; İkinci mektup ergenliğime, en kırgın olduğum döneme denk geldi. Apar topar, taptığım bir okuldan, faşist bir müdür tarafından kovuluşumdan yaklaşık bir sene sonra. O geçmiş bir yılda tepenin başındaki okul, sadece uyuduğum bir yere dönüşmüşken. Benimle alay ediyorlardı, dalga geçiyorlardı. Sınıf birinciliklerim tatlı bir anıya dönmüştü ve 11 dersin 7si sınıfta kalmamı istedi. Dayanamıyordum&#8230; Sigarayla ve diğer türleriyle o dönem tanıştım. Sonra bir mektup yazdım. Bir dönem ödevi&#8230; Hiç olmayacak bir şey oldu. Yapmadığımdan adı gibi emin olan bir dinozor, yazdığımı tüm sınıfa okumamı istedi. 4 sayfanın tamamı bittiğinde herkes ağlıyordu, dinozor dahil&#8230; O mektuptan sonra ömürlük bir arkadaş edindim kendime, adı şenay&#8230;. yaralarımızı sarmaya çalıştık beraber. O da‘’kaz uçar da ben uçamam mı’’ diyerek 3. kattan bırakmış kendini boşluğa. Benim gibi onunla da kimse konuşmazdı, dahası onun zekasına yetecek kimse yoktu.</p>
<p>Bu da üçüncü mektup. Daha yazmam artık. Bu son olsun&#8230; Anladım ne sen ne ben değeşeceğiz ve benim sana ulaşma çabam hep hayallerim kırılmasıyla son bulacak. Şimdi beni senin yerine oğlum ve ailem büyütecek. Oysa o kadar kolaydı ki&#8230; Gösteri biletlerim üç sene boyunca makyaj aynasının önünde tozlanmasaydı, her tartışmamızda tehditler savurup parmağını sallamasaydın, beni tanımaya dair küçücük bir merakın olsaydı, hakkımdaki gazete küpürlerini değil de yazdığım yüzlerce sayfayı okuyup saklasaydın, güneşli bir günde beraber deniz kıyısına gidebilseydik, bana para yerine tertemiz gözyaşı sunsaydın, mutfak masasına oturup herkesi salona yolladıktan sonra hafiften dedikodu yapabilseydik, sütümün kirli değil de temiz ve yeterli olduğuna inanabilseydin, karpuz gibi bir çocuk yetiştiriyorken bebeği her gördüğünde ‘’bu zayıflamış!’’ demeseydin, oğlumu kendi oğlun zannetmeseydin, ağustosun ortasında beni yorganlara sarmaya kalkmasaydın, seni her öpme girişimim göğümün üzerimde beni iten bir elle son bulmasaydı, ben ağzımı açtığımda tansiyonun çıkmasaydı, seni her eleştirdiğiminde ‘’yazıklar olsun’’ diyerek kestirip atmasaydın, her başarısızlığımda ‘’olsun’’ diyeceğine benimle beraber üzülebilseydin, hastane odalarında sana baktığım onlarca gün yerine, gittiğim bir günün       hesapını yapmasaydın, yaptığım yemeklere dudak bükeceğine bana yemek yapmayı öğretebilseydin, eğilemiyorken, ben karnımın altını göremiyorken bacaklarımı yıkadığında uzaktan ve geçiştirerek bu işi yapmasaydın, birazcık uykuya yenildiğimde beni rahat bırakabilseydin, hem çalışıp hem bir hayat büyüttüğümü unutmadan, çalışıp evinde oturanları kutsamaya kalkmasaydın, hiç hayatıma uymadığı halde bana çeyiz diye hediye ettiğin bütün havluları dantellerle bezemeseydin, kısa eteklerimi çekiştirmeseydin, kemalle yaptığım kavgalardan sonra ‘’otur oturduğun yerde’’ demeseydin, eczacı ya da öğretmen olacağım günü hala bekliyor olmasaydın, benim yanımda babama sövüp saymasaydın, her gözyaşıma ‘’sus artık!’’ demeseydin ve sahte bile olsun ağız dolusu gülmeyi bir kez olsun deneseydin keşke&#8230; Ana olunca anlamadım anne, analığın bu olduğunu anlayamam, boşuna bekleme.</p>
<p>Benim anne sevgim hep uzaklaştırma almış boynu bükük bir sevgi oldu. Şimdi oğlumun küçük elleri değdiğinde yanaklarım gül açıyor.</p>
<p>Aytül Hasaltun<br />
Mart 2010</p>
<p><a href="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/03/kahramanmemelerim6.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-355" title="kahramanmemelerim6" src="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/03/kahramanmemelerim6.jpg" alt="" width="600" height="450" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dansbulusma.com/midas/?feed=rss2&amp;p=335</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kahraman memelerim-4</title>
		<link>http://dansbulusma.com/midas/?p=332</link>
		<comments>http://dansbulusma.com/midas/?p=332#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 10:05:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dansbulusma.com/midas/?p=332</guid>
		<description><![CDATA[Hava soğuk. İkimizin arasında yatıyorsun. Hem acıkma sesine uyanmam kolay oluyor hem de mememi ağızına verdikten sonra uyumaya devam edebiliyorum. Bedenin büyüdü artık. Gecede üç dört kez uyanıyoruz beraber. Ama çoğu zaman doyduğunu ima eden dudak hareketlerini görmeden ve huzur içinde uyuyan seni bir kez daha koklamadan devam edemiyor uykum. Kollarımda uyuduğun anlar en mutlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hava soğuk. İkimizin arasında yatıyorsun.  Hem acıkma sesine uyanmam kolay oluyor hem de mememi ağızına verdikten  sonra uyumaya devam edebiliyorum. Bedenin büyüdü artık. Gecede üç dört  kez uyanıyoruz beraber. Ama çoğu zaman doyduğunu ima eden dudak  hareketlerini görmeden ve huzur içinde uyuyan seni bir kez daha  koklamadan devam edemiyor uykum. Kollarımda uyuduğun anlar en mutlu  olduğum zamanlar. Sanki sen değil de ben senin göğsüne sığınmış gibiyim.  Hiç yalnız değilim&#8230;<br />
Psikolog koltuğumuza uzanmışız, karşı kıyıda  2010 kültür başkentlerinden biri olan İstanbul için düzenlenen havai  fişek gösterisini seyretmeye çalışıyoruz. Işıklar ne kadar çok dikkatini  çekiyor biliyorum. Onun içindir ki, sen gör istiyorum. Rengarenk  ışıklar bir de senin için dansetsin istiyorum. Ama umurunda bile  olmuyor. Tek derdin beni yemeye çalışmak. Nasıl oluyorsa kocaman olan o  küçük ağzın yüzüme yaklaştıkça vahşi hayvanları andırıyor. Televizyonda  Tarkan konseri. Ekranda Taksim meydanını yağmur çamur demeden doldurmuş  yüzlerce erkek. Koca bir ormanda yaşadığımızı bazen unutuyorum. Sonraki  günler havai fişek gösterisine kıçını dönen halini pek seviyorum.  2010’un bi’ yaraya merhem olmayacağını kimse söylemeden anlayıverdin  diye düşünüyorum. Kelebek kulaklım, çoğu zaman seni küçümsediğim için  hayıflanıyorum.<br />
Büyüyorsun ya, tek mesaim sen olmaya başladıkça,  başladığım çoğu şey uzuuuuun zamanda bitiyor. Ne sana emek harcamaktan  kısabiliyorum ne de hayatı eksik bırakmaktan ve sözümü söylememekten  geçebiliyorum. Olan sadece şimdi bu yazıda olduğu gibi birkaç şey içiçe  geçmiş oluyor. Yirmi güne yakın olmuş ilk satırları yazalı şimdi daha  ortalarında bile değilim belki, ne zaman biter bilemiyorum. Ağlayıp beni  yanına çağırmadığın sürece yazmaya devam edeceğim şüphesiz ama, baban  karşımda ve onunla da uzun zamandan beri oturup konuşamadık. Neyse canım  benim neyse, hayat çok basit gibi görünse de değil işte. Tercih yapıp  seçmek lazım. 2011’de de dört başı mamur kalabilmek için 2010’dan, çok  da düşünmeden vazgeçtik. İşte uzun sözün kısası bu. Yoksa paranın yüzü  bize de sıcak.</p>
<p>Dün herkesler seni öyle bir mıncıkladı öyle çok  öpüp okşadı ki Müjgan ortalıktan kayboldu yine. Ben senden beri ondan  biraz vazgeçtiğim için pek umursamadım önce. Ama ortalıkta görünmeyeli  iki saati geçince, endişelenmeye başladım hafiften. Sonuçta o bizim ilk  gözağrımız. Hayatımıza sen katılana kadar, Müjgan bizim herşeyimizdi.  Üstelik siz ikiniz konun koyuna yatıyorsunuz ve onu gördüğün an  gözlerinin içi gülüyor. Üstelik arada bir kuyruğunu ya da kulaklarını  çekmene hiç laf etmiyor. Sadece gözlerimin içine mahzun öylece bakıyor.  Kılıydı tüyüydü derken onu oldukça ihmal ettiğimin farkındayım ve bunu  nasıl çözeceğimi henüz bilemiyorum. Senin olmadığın anlarda ya da sen  uyurken onu kucaklamam yalan oluyor. Çoğu zaman ‘’başıma gelenlerden’’  bunalmış ben, o sevgiyle ayaklarıma dolaştığında, bir tekmelemediğim  kalıyor. Farkettiğim an –ki çoğu zaman kabalığımın hemen sonrasında- çok  üzülsem de irade her zaman çözüm olmuyor. Ben de bir Müjgan açılımı  yapmalıyım. Ama öyle yalandan üç beş sanatçı çağırıp olmaz bu işler.  Samimiyet önemli, istemem lazım. Gerçekten istiyor muyum sormam lazım.  Dörtbin taş atan çocuk içerideyken Demet Akalın’la açılım konuştuğunuzda  Şivan Perwer nerede, Gülten (Ahmet) Kaya nerede diye sorarlar işte  insana. Önce kendime söylemeliyim, ben Müjgan’ı ihmal etmekle hata ettim  diye. Sonra samimiyetle özür dilemeliyim Müjgan’dan. Camdan atlama  girişimini anlamaya çalışmalıyım. Her ne yaptım da o camdan boşluğa  bıraktıysa kendini, dikkat etmeli ve tekrar yapmamalıyım. İkinciye  şansım olmayabilir çünkü.<br />
Yeniden sevmeyi öğrenmeliyim. Hiç değilse  sen seviyorsun diye sevmeliyim.</p>
<p>Başın terden sırılsıklam, bir  sağa bir sola döndürdüğüne göre yakında uyanacaksın. Kolumu başının  altından geçirip kendime doğru çekeceğim seni. Yazısını bitirmiş huzurlu  bir insan olarak dayayacağım mememi ağzına. Kahramanım benim&#8230;</p>
<p>Şubat  2010<br />
Aytül Hasaltun</p>
<p><a href="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/02/kahramanmemelerim4.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-331" title="kahramanmemelerim4" src="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/02/kahramanmemelerim4.jpg" alt="" width="700" height="467" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dansbulusma.com/midas/?feed=rss2&amp;p=332</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pansuman</title>
		<link>http://dansbulusma.com/midas/?p=321</link>
		<comments>http://dansbulusma.com/midas/?p=321#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 11:43:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dansbulusma.com/midas/?p=321</guid>
		<description><![CDATA[Eski ayakkabım suya yataklık ediyor yenisi ise ağrılarla alışıyor bedenime.  Alışılır mı?&#8230; Alışılır elbet, neye alışmadık ki! Gün be gün ağulanmasaydı yastığımızda en derin uykumuz, ne kırmızıya ne de beyaza küserdik; biz&#8230;  kalanlar&#8230; Rakamlarla yaftalanmasaydık, coğrafya derslerini hatırlamaya çalışmazdık; koca sınıfta, yüzü herkese dönük tek ayakla durmaya çalışanlar&#8230;  kalanlar&#8230; Ve biz üç sene sonrasının kalanları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski ayakkabım suya yataklık ediyor yenisi ise ağrılarla alışıyor bedenime.  Alışılır mı?&#8230; Alışılır elbet, neye alışmadık ki!</p>
<p>Gün be gün ağulanmasaydı yastığımızda en derin uykumuz, ne kırmızıya ne de beyaza küserdik; biz&#8230;  kalanlar&#8230; Rakamlarla yaftalanmasaydık, coğrafya derslerini hatırlamaya çalışmazdık; koca sınıfta, yüzü herkese dönük tek ayakla durmaya çalışanlar&#8230;  kalanlar&#8230; Ve biz üç sene sonrasının kalanları, Hrant’ı koruyabilseydik, böylesine eksik böylesine güdük ve hala cezalı, kalakalmazdık. Vatan cennet olurdu.</p>
<p>O çok sevdiğim kırmızı ayakkabılarım dikiş tutmuyor artık. O gün bu gündür de su koyverip duruyor. Gözünün yaşını, yaşından başından erinmeyip koyveriyor.  Birkaç damlada akıyor tüm kara bulutlar. ‘’Birgün bir lira bile ceza alırsam durmam buralarda giderim’’diyor.  Üç kurşunla öte dünyalara gönderileceği ihtimalini aklına getiriyorda inanmak istemiyor. Öldürülebileceği ihtimalini aklımıza getirdikde oralı olmadık. Biz ne kadar yok desekde hatırlatıldı bir kez daha. Şimdi hepimize, memleketin heryerinde Selendi’den Edirne’ye Kars’tan Diyarbakır’a her yeni günde birşeyler oluyor.</p>
<p>19 Ocak 2007 saat 15.15’de biliyorduk. Yani eşim ve ben. Birbirimize dillendirdiğimiz bir şey değildi üstelik. Zaten oturup uzun uzadıya konuşabilmenin imkanı da yoktu hani. Yangın yeriydi kentin bütün kaldırımları. Asla küllenmez diye düşünülen. Dedik ki ateşe dönüp; ‘’Eğer bir tek Ermeni arkadaşımız bile buralardan gitmek zorunda kalırsa biz de gideceğiz’’. Gideriz biz giderizde memleketde sizin olur olmasınada adalatle değilde üç kurşunla yeniden inşa edilen memleket ne olur onu bilemem. Nereye gideceğimizin ne önemi var &#8230;  Musul ve Kerkük dahil, Misak-ı Milli sınırları dışında  herhangi bir yere işte.  Üç beş gün ağrırdı kalbimiz, belki gözümüzün feri de sönerdi, sıla hasreti de çekerdik ama alışırdık konduğumuz yere. Alışırdık elbet, neye alışmadık ki!</p>
<p>Topuklarımın üstü su topladı. Ateşe tuttuğum bir toplu iğneyle deliveriyorum, gerilmiş deriyi. Birkaç damla su, debisi bozuk nehir gibi akıveriyor. Pansuman yapıp kapatıyorum.  Arkadaşlarımızdan giden olmadı neyse ki. Pansuman yapıp kapatıyoruz yaralarımızı her yeni gün&#8230;</p>
<p>Aytül Hasaltun</p>
<p>Bu yazı Agos gazetesinin 15 Ocak 2010 tarihli sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/01/hrant2008_11.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-325" title="hrant2008_1" src="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2010/01/hrant2008_11.jpg" alt="" width="576" height="429" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dansbulusma.com/midas/?feed=rss2&amp;p=321</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kahranam memelerim-3</title>
		<link>http://dansbulusma.com/midas/?p=317</link>
		<comments>http://dansbulusma.com/midas/?p=317#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 20:25:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[dans ve hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://dansbulusma.com/midas/?p=317</guid>
		<description><![CDATA[Ben sana hep böyle hayran hayran bakarım. İstediğin kadar uzun emebilirsin, istediğin kadar gözlerime bakabilirsin. Çünkü ben senin gözlerinde herşeyden uzağım. Çünkü senin gözlerinde İstanbul’dayım. Prova ve gösteri günü seni ihmal ederiz belki deyip korktuk ya, hemen annelerden yardım istedik. Bir buçuk günlük ayrılığımızda hem sana taze süt olsun hem de benim memelerim rahatlasın, böylelikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben sana hep böyle hayran hayran bakarım. İstediğin kadar uzun emebilirsin, istediğin kadar gözlerime bakabilirsin. Çünkü ben senin gözlerinde herşeyden uzağım. Çünkü senin gözlerinde İstanbul’dayım.</p>
<p>Prova ve gösteri günü seni ihmal ederiz belki deyip korktuk ya, hemen annelerden yardım istedik. Bir buçuk günlük ayrılığımızda hem sana taze süt olsun hem de benim memelerim rahatlasın, böylelikle de süt üretmeye devam etsin diye pompa ile süt çektim. Hemen ertesinde azaldı sütüm. (Belki de bir tesadüf bu ama içimdeki kötülük pompadan dolayı diyor ısrarla) Artık eskisi gibi tazelenirken cayır cayır yanmıyor memelerim, kaya gibi, taş gibi olup büyüyüp genişlemiyor. Birkaç gün kendime bile itiraf edemedim ama sonrasında annemle ve kuzenimle paylaştım sıkıntımı, ahlar vahlar içinde. Televizyonların gündüz kuşağındaki annelik programlarına baktım, interneti anne olduğum için kullandım. Sıcak su presleri, rezene, papatya çayları, kaynak suda duş almalar derken kanaat getirdim ki artık sütüm az ve ikimizde bu azla yetinmeliyiz. Bu arada beraberliğimiz beşinci ayında ve senin kat kat olan küçük bedenin endişeye mehal olmadığını söylüyor aslında. ‘’Ana yüreği’’ denilen bu olsa gerek.</p>
<p>Garaj-İstanbul’un düzenlediği ‘’Namus Oyunları Festivali’’ndeyiz. Festivalin Ceylan Önkol’a ithaf edildiğini Kemal’den öğreniyorum. Henüz normalleşmemiş hormon seviyemin de katkısıyla, gözlerim bulut olup yağıyor. Bugün bu satırları yazmadan önce yavru ceylan’ın annesinin sözlerini yine Kemal ‘den biliyorum. Malum benim tüm zamanım senin, yo hayır hiç şiyaketçi değilim. Dün gece uyuyamadığım için ve seni artık bedenimin, sürekli oradan oraya taşımak zorunda olduğum bir parçası gibi algılamaktan yorulduğum için, maaşlı ya da duygusal bağa yaslanarak seni büyütmenin zahmetini hiçbir kadına yıkmak istemediğim için, Kemal bana ancak yardımcı olabildiği için ve tüm dünyam senin kusmuğun, senin bezin, senin sağlığın ve senin huzurun olduğu için yoruldum. Yoruldum da ağladım.</p>
<p><span> ‘’çocuğumun parçalarını topladımçocuğumun parçalarını topladımçocuğumun parçalarınıtopladımçocuğum</span></p>
<div><span>unparçalarınıtopladımçocuğ</span><span>umunparçalarınıtopladımçoc</span>uğumunparçaları’’.</p>
<p>Çekirdek ailemin akşam oturmasına iki ara bir derede hazırladığım elmalı pay ve çay boğazımdan geçmez oldu. artık her an sokaklarda kulağıma çalınan zehir dolu ırkçı sözler yetmezmiş gibi , medya en ağır provakasyonu hergün ve hergün yapmıyormuş gibi, küçük evimizin duvarlarına yapışıyor bu sözler. &#8230; parçalarını topladım&#8230; Bu akşam, sen karşımda uzanma koltuğunda mışıl mışıl en melek halinle uyurken, otuz koca yıldır süren savaş, üzerine benzin dökülmüş ateş gibi parlıyor. Artık her anım kaygı ve huzursuzluk dolu. Boş çatıya çıkıp avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum. Hiçbir tutarlılığı olmayan kardeş söylemlerinden bıktım usandım artık. Kimse farkında değil mi Ahmet Türk’ün soyadı bile Türk, kimse farkında değil mi hiçbirimiz tek kelime Kürtçe bilmemekteyiz. Habil ile Kabil’den biliyoruz kardeşin kardeşe ettiğini. Hemen arkasından adalet ve eşitlik gelmiyorsa kardeşlik koca bir yalan. Her ilde kanun uygulamaları farklılaşıyorsa, İzmir’de Dolapdere’de görmezden gelinip, Diyarbakır’da çocuklar en az 10 yıla mahkum oluyorsa kardeşlik koca bir yalan.</p>
<p>Rojda’nın arkadaşı Serap molotof kokteylinden aldığı yanıklardan kurtulamayıp, bir ay sonra öldü. Tokat’ta ölen askerlerden Cengiz’in amcası ‘’ bu anlamsız savaş bitsin, başka Cengiz’ler olmasın diyerek ağladı. Ben en küçük kuzenlerimden birini ‘’Acelen neydi hiç değilse şimdi gitmeseydin’’ diyerek uğurladım askere. Boynunu bükerek‘’ Napayım abla, iş bulamıyorum’’ dedi. Sesi titredi.</p>
<p>Sen karşımda mışıl mışıl en melek halinle uyuyorsun ve kardeşin olsun istemiyorum. Seni kıskançlık ve kötülüğe boğmak istemiyorum. Kendimden biliyorum. Annemin karnını her gün okşaya seve beklediğim, adını koyduğum kardeşim Aytaç doğduğu zaman, o çıplak geldiği için dört gün çırılçıplak gezmişim. Yetmemiş, o daha küçücükken gözlerini oymak istemişim. Beşiğini benim boyumdan yukarıya almışlar. Bunlar hatırlamadıklarım. Acıyla hatırladığım, psikologlara taşınıp durduğum ve bir daha asla suçluluk duygusunun peşimi bırakmayacağını anlayıp kabullendiğim anda ise minicik melek Aytaç’ın elinin, cayır cayır yanan gaz sobasına uzanışı var. Seyirci kaldım. Kurtarmalıydım.</p>
<p>Gösteri gecesi tombik bedenim, acıyan dikiş yerlerim ve seninle olan ilk ayrılığımız dışında herşey gayet iyiydi. Gösteri sonrası söyleşide ‘’bir erkek çocuk yetiştiriyorum ve artık yaşamımdaki feminist vurgu daha da önemli ve öncelikli’’ dedim. Belki de ilk kez senin adına karar verme cüreti gösterip, ‘’oğlumun feminist olmasını çok isterim’’ diye ekledim. Pırıltılı bir genç kız babası olan Aydın, yanı başımda uyardı hemen. ‘’Evet ama çocuklarımız bize hep isyan edecekler’’. Biliyorum ve bu isyankar tavrı , gelişime ve değişime olan inancımdan dolayı ayrıca destekliyorum . ‘’Hiçbir kadına, kadın olduğu için dudak büküp hişt bile demesin, bana yeter’’ diyorum.</p>
<p>Şimdi televizyonların haber saatlerini takip ederken, vicdanı olsun yeter diye ekliyorum.</p></div>
<div></div>
<div>Aytül Hasaltun</div>
<div><img class="alignleft size-medium wp-image-318" title="26112009011" src="http://dansbulusma.com/midas/wp-content/uploads/2009/12/26112009011-300x225.jpg" alt="26112009011" width="300" height="225" /></div>
<div></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://dansbulusma.com/midas/?feed=rss2&amp;p=317</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
