Duvarların Arkasındaki Nigar

AYTÜL HASALTUN NİYE DANS EDİYOR? DANS SENİN İÇİN NE İFADE EDİYOR?

Benim için dans gördüğüm hikayeleri anlatmanın en iyi yolu. Hikaye anlatmayı seviyorum ve basit diyebileceğimiz bir davranışın, küçücük bir hareketin;  bir pet şişenin sokakta rüzgarla yuvarlanışının bendeki çağrışımlarını topluyorum. Bu basitlik üzerine hayal kuruyorum. Kurduğum bu hayalleri kendi bedenimle gerçekleştiriyorum.

O zaman dans simgelerle birlikte gelişiyor.
Sembol kullanmayı seviyorum. Semboller duvarın arkasındakini anlatmanın yolu ve duvarın arkasındakini anlatmayı seviyorum.

Bu sefer duvarın arkasında Nigar var. Nigar kim?

Nigar Tophane’de oturan, kocası halde hamallık yapan 4 kız çocuk sahibi bir ev kadını.  Ama bunu ne yazılı ne görsel olarak sunduğumuz bir bilgi olarak kullanmıyoruz. Gösteriyi seyreden her kadının kendine ait bir şeyler bulacağından eminim.  Çünkü Nigar bazen üniversiteli ama şiddet gören bir kadın, bazen arkadaşım, bazen annem, bazen kına gecemde güğüm çalan halam, bazen bana nasihat eden eş, dost, akraba, bazen beraber çalıştığım kadınlar…  Ve ben elbette.

Senden de bir şeyler var mı Nigar’da?
Elbette ben de kadınlık durumundan nasibini almış birisiyim. Nigar’ın bir kadın olarak yaşadıklarını ben de yaşadım ve yaşamaya devam ediyorum. Gece ondan sonra dışarı çıkmam gerekse oturup düşünüp öyle karar veriyorum. Bu iş acil mi, sabahı bekleyebilir mi?  Benim de aşmak için çok çaba sarfettiğim dertlerim var. Ve onları video kanalıyla sahnede Nigar’la buluşturuyoruz.

O zaman Nigar yalnızca danstan oluşmuyor. Nedir peki?

Çağdaş Sanat. Çağdaş sanatı bütün disiplinlerin birlikte kullanılabildiği çalışmalar bütünü olarak tanımlayabiliriz. Dolayısıyla videodan da, fotoğraftan da, metinden de yararlanabiliyorum.

Nigar projesini tarif ederken, hele de rüzgarlıysa hava geçtiğin sokaklarda başının üzerinde dalgalanan çarşafların sendeki çağrışımlarından söz ediyorsun. Kendini de çarşaflarını sereserpe asamayanlardan olarak tanımlıyorsun. Kimler bu çarşaflarını çekincesiz sokaklara asanlar, ya da senin gibi asamayanlar?

Bu bana tuhaf geliyor. Anadolu’da da, İslamiyette de ev içinde olan şey mahrem, kapalı, bilinmemesi, araya girilmemesi gereken bir şey. Ama çarşaf bir çifti buluşturan ortak alan. Ben  çarşafı bir çiftin ortak alanı olarak tanımlıyorum. Ama o çarşafların üzerinde yaşananların desenleri gibi renkli, çiçekli, böcekli olduğunu düşünmüyorum. Çünkü sevgi emek isteyen meşakkatli bir yol. Anlayış, sabır vs. Duygular yoksa o çarşafın üzerinde güzel şeyler yaşanabileceğine inanmıyorum. Bu benim için fazlasıyla ironik. Baktığımda çarşaflar ne kadar renkli, çiçekli böcekliyse kadın o kadar acı çekiyor diye düşünüyorum. Sergileme durumu da beni düşündürüyor. Ben çarşaflarını sereserpe asamayanlardanım, çarşaflarımı evde kurutmaya özen gösteriyorum. Bunun doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmıyorum. Sadece bir hareketimi deşifre etmeye çalışıyorum. Şöyle bir tarafı da var, çamaşır en iyi güneşte kuruyor. Dolayısıyla sokağına çarşaflarını asanlar çok da mantıksız bir iş yapmıyorlar, güneş lazım, hava lazım. Buradaki çıkış noktası çarşafların hava almasıyla, kadının hava alamaması arasındaki tezat. Gösteriye de havasız kalarak başlıyorum.

Yani kadın çamaşırlarına ne kadar hava aldırırsa, kendisi o kadar az mı hava alıyor?

Ne yaparsak yapalım en büyük klişelerden biri kadının arınma isteği. Banyoya gidip o kötülüklerden arınmak istiyor. Ben bunu çarşafla kurguladım. Kadın tecavüzden kurtulmak için çarşaf yıkamıyor belki, ama çamaşır yıkayarak bir anlamda aynı işi yapıyor. Temizlik durumunu arındırmayla ilişkilendiriyorum biraz. Çarşaflar şu kadar günde bir değişmeli diye bir bilgi var mı bilmiyorum, ama ben kendimin ve eşimin terini çarşafta duymayı seviyorum, sıcak geliyor bana. Eminimki bundan hoşlanmayan bir sürü kadın var. Erkeklerse bunla ilgilenmiyorlar, temizlik kadınların sorunu.

Çarşaflar gibi başka simgeler de var mı Nigar’da?

Çok. Mesela mandallar, bebekler…

Onlar neyi simgeliyorlar?

Mandalları evlilik kurumunun yaşatılmasıyla ilgili toplumsal baskı olarak alıyorum. Mandallar o kıstırılmanın ifadesi. Sahnedeki bütün giysiler beyaz, mutlak bir beyazlık var. Beyaz hem doğumda hem  ölümde yani hem başlangıçta hem sonda kullanılan bir renk. Ayrıca kadına yakıştırılan bir renk de.

Beyaz saflığın simgesi mi?

Evet, ama kim ne kadar saf, ya da saf ne? Başkaca simgelerimiz de gelinlik ve dantel.

Dantel neyin simgesi?

Nigar’ın attığı düğümlerin sayısını tutuyorum. Şu an 5600 civarında düğüm attım. Gösteriye kadar çoğalacak bu sayı. Günde 1200-1500  düğüm atabiliyorum. Başkaca simgeler de olarak tığ var, küpe var.

Bu objelerin tamamı kadınca objeler.

Evet, sadece bebek farklı. Bebeği tüm bir kent olarak aldım, İstanbul’un ışıkları da bebeğin ışıkları. Çokça Ortadoğulu, Eminönü Köprüaltı işi bir bebek.

Danteli kendin örüyorsun, Nigar olmak için mi örüyorsun?

Çok doğalında oluyor. Nigar’ın havasına girmek için değil, zaten Nigar olduğum için örüyorum.

İsim niye Nigar?

Küçüklüğümde bir akrabamın ismi olarak var, ama o Nigar kesinlikle bu Nigar değil. O güçlü bir kadındı, benim Nigar’ım onun gibi güçlü bir kadın değil.
Nigar Osmanlıca güzel yüzlü sevgili demek. Bu erkeğin kadına bir iltifatı gibi. Benim seçme nedenim de bu. Belki de Nigar’ın eşi ona hiçbir zaman güzel yüzlü sevgilim demedi. Hem yakın olma, hem de dünyalar kadar uzak olma durumunu anlatsın diye Nigar dedim ismine.

Nigar’ın yaşadıklarıyla isminin anlamı yabancılaşmış tezat halinde.

Aynen öyle. Fazlasıyla dram yüklü bir eser bu. Farkettim ki dramı seviyorum. Filiz Akınlı, Türkan Şoraylı filmlerle büyümüş ve hala onları seyreden biri olarak dramı seviyorum. Çünkü dramda insanın insanlığını hatırlatan öğeler var, hepimizin hatırlaması gereken öğeler bunlar. Vicdan ve aklımızla hareket ediyoruz. En azından ben her hareketimi vicdanım ve aklımla tartıyorum. Bunu başkalarına hatırlatmayı da seviyorum. Klişe gibi belki ama dünyanın cennet bahçesi olmadığını, böyle bir şeyin masal olduğunu biliyoruz. Ama insan gerçek, hisleri gerçek ve bunları kaybetmemek lazım.

O zaman senin bir meselen var. Dans da bir yöntem.

Yazı da bir yöntem ama benim için dansın yanında metres gibi kalıyor. Ben başkalarının hayatlarına meraklıyım. Eşinmeyi seviyorum, çünkü onun altından bir sürü şey çıkabileceğini düşünüyorum.

Görünmeyen yüzleri ortaya sermeyi seviyorsun.

Aslında mekanikleştirdiğimiz bir sürü şey var, mesela dantel, onu tasarlamıyorsun, sadece yapıyor oluyorsun. O mekanik bana bir sürü sıkıştırılmış durumu çağrıştırıyor. Artık*’da da öyleydi, şişeleri toplarkenki o rutin kokunç bir kıstırılmışlıktı. Nigar’da da dantel öyle.
* Aytül Hasaltun’un geçen sene sergilediği, çöp toplamayı resmettiği gösterisi.

Belki evlilik bir kurum olarak yaşandığında da öyle. Bir yanda bir arada olmaktan keyif alan insanların birliktelikleri var, diğer yandaysa arzu ettikleri statü ve gelir durumuna göre yöneldikleri insandan keyif almaya çalışan insanların birliktelikleri. Bir evlilik gerektiği için kurumlaşan insanlar için, dantelin tasarlanmadan yapılan rutin hareketleri gibi belki de o çarşafın üstünde gerçekleşen ortam.

Mesela benim canım gibi sevdiğim bir eşim var, onun için evlilik benim için mecburiyetten değil. Ben sevdiğim kişiyle 24 saat birlikte yaşamak istedim, çok büyük de keyif duyuyorum. Ben böyle bir ilişki yaşayabileceğimi tahmin edemezdim, çünkü çok özgür yetişmiştim. Kısmen evlilikle ilgili benim de ailem baskı yaptı. Otuz üçümde evlendim. O mandal hikayesi benim de yaşadığım bir hikaye. Çünkü yaşayacağınız şeyin bütün olumsuzluklarını biliyorsunuz ve bir kadın olarak yaşayacağınız şey benzer olabiliyor. İşte herşeyin mekanikleştiği o durumda da erkeğin salgısı temizlenmesi gereken bir şey haline geliyor. Ben Nigar’la arınmanın bu yolla olamayacağını, illa ki bir sorgulama, bir yüzleşme gerektiğini hatırlatmaya çalışıyorum.

Aytül Hasaltun’un projeleri genel olarak kadın olmaya yönelik.

Evet, çünkü ben bir kadınım. Hayatın solunda duran bir feministim. O yüzden yaptığım bütün projelerde kadınlık durumu var. Bir sonraki projem de bir roman uyarlaması, orada da kadınlık durumunun altını çizmek istiyorum.

Son olarak Nigar’ı ne zaman, nerede seyredebileceğiz?

4 Kasım ve 25 Kasım günleri Talimhane Tiyatrosu’nda.

Bu güzel sohbet için teşekkür ederim.

Söyleşi: Kıymet Yıldırımer

Bu söyleşi Çerçevesiz Sanat Dergisi Kasım 2008/4. sayısında yayımlandı.


About this entry