Pansuman
Eski ayakkabım suya yataklık ediyor yenisi ise ağrılarla alışıyor bedenime. Alışılır mı?… Alışılır elbet, neye alışmadık ki!
Gün be gün ağulanmasaydı yastığımızda en derin uykumuz, ne kırmızıya ne de beyaza küserdik; biz… kalanlar… Rakamlarla yaftalanmasaydık, coğrafya derslerini hatırlamaya çalışmazdık; koca sınıfta, yüzü herkese dönük tek ayakla durmaya çalışanlar… kalanlar… Ve biz üç sene sonrasının kalanları, Hrant’ı koruyabilseydik, böylesine eksik böylesine güdük ve hala cezalı, kalakalmazdık. Vatan cennet olurdu.
O çok sevdiğim kırmızı ayakkabılarım dikiş tutmuyor artık. O gün bu gündür de su koyverip duruyor. Gözünün yaşını, yaşından başından erinmeyip koyveriyor. Birkaç damlada akıyor tüm kara bulutlar. ‘’Birgün bir lira bile ceza alırsam durmam buralarda giderim’’diyor. Üç kurşunla öte dünyalara gönderileceği ihtimalini aklına getiriyorda inanmak istemiyor. Öldürülebileceği ihtimalini aklımıza getirdikde oralı olmadık. Biz ne kadar yok desekde hatırlatıldı bir kez daha. Şimdi hepimize, memleketin heryerinde Selendi’den Edirne’ye Kars’tan Diyarbakır’a her yeni günde birşeyler oluyor.
19 Ocak 2007 saat 15.15’de biliyorduk. Yani eşim ve ben. Birbirimize dillendirdiğimiz bir şey değildi üstelik. Zaten oturup uzun uzadıya konuşabilmenin imkanı da yoktu hani. Yangın yeriydi kentin bütün kaldırımları. Asla küllenmez diye düşünülen. Dedik ki ateşe dönüp; ‘’Eğer bir tek Ermeni arkadaşımız bile buralardan gitmek zorunda kalırsa biz de gideceğiz’’. Gideriz biz giderizde memleketde sizin olur olmasınada adalatle değilde üç kurşunla yeniden inşa edilen memleket ne olur onu bilemem. Nereye gideceğimizin ne önemi var … Musul ve Kerkük dahil, Misak-ı Milli sınırları dışında herhangi bir yere işte. Üç beş gün ağrırdı kalbimiz, belki gözümüzün feri de sönerdi, sıla hasreti de çekerdik ama alışırdık konduğumuz yere. Alışırdık elbet, neye alışmadık ki!
Topuklarımın üstü su topladı. Ateşe tuttuğum bir toplu iğneyle deliveriyorum, gerilmiş deriyi. Birkaç damla su, debisi bozuk nehir gibi akıveriyor. Pansuman yapıp kapatıyorum. Arkadaşlarımızdan giden olmadı neyse ki. Pansuman yapıp kapatıyoruz yaralarımızı her yeni gün…
Aytül Hasaltun
Bu yazı Agos gazetesinin 15 Ocak 2010 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
About this entry
You’re currently reading “Pansuman,” an entry on Midas'ın Kulakları
- Published:
- 1.18.10 / 2pm
- Category:
- Genel
- Tags:

No comments
Jump to comment form | comments rss [?] | trackback uri [?]