beni yak kendini yak herşeyi yak.

beni yak kendini yak herşeyi yak.

kırklı yaşlardayım.

birkaç sene önce birdenbire unuttuğum bir olayı hatırladım hafızamdan silmeye calışıpta belliki silemediğim.

daha okula başlamadığımı hatırlıyorum 75-76 yıllarından bahsediyorum.
annem ve babam çalışıyor. bakıcımız yok (kreşlerden falan hiç bahsetmiyorum ne kreşi kıçımızı bezlere siliyorduk)
abimle ben allaha ve komşulara emanet büyüyoruz.

istanbul gaziosmanpaşa’dayız iki katlı yarı gecekondumsu bir evde yaşıyoruz. herneyse televizyon yediden sonra açıldıği için oyalanacak tek şey sokaklar.
şimdilerde beyoğlu belediyesi’nin 2010 kültür başkenti pocesi olarak 2 milyon teleye yaptığı serdar-ı ekrem sokak’taki gibi taşlarla örülü hafif yokuş sokağımızda bir aşşa bir yukarı…
hemen hergün de 2.5 lira  yada 50 kuruş buluyordum.
annemin beni uyardığı zamanlar.
“artık ana yok anne var şehirdeyiz yavrum”

bakkalın hemen yanında evi olan 50′li yaşlarda olduğunu hatırladığım uzak komşumuz mavi çizgili alt pijaması ve üzerinde atlet olduğu haliyle kapısından dışarı bir adım atarak bana seslendi.

yavrum bi bakarmısın?
!!!
bana bakkaldan …. alırmısın?
oluuuur.
içeri gelde sana para vereyim.
birkaç saniye sonra içerdeydim.
içeri girdiğim anda tipik gecekondu kapısı (anadolu mavisi ve demirden) dan diye kapandı.
sen ne güzel çocuksun böyle
hafif kızardığımı hatırlıyorum.
kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor çok korkuyorum ama belli etmiyorum.
sen sünnet oldun mu? hadi yatağa yatda bakalım.
bir anda yataktayım
sen dur bekle ben geliyorum şimdi.

yan odaya geçti.

kısa bir süre geçtikten sonra her nasılsa başıma birşey gelecek ve burdan çıkmalıyım dediğimi ama korkudan kıpırdayamadığımı hatırlıyorum.
çok garip gelebilir ama o adama haber vermeden gittigim icin ayıp olurmu gibi düşüncelerde havada ucuşuyor.
sessizce yataktan çıktım ve kapının hemen yanında duran ayakkabılarımı giymeye çalıştım.
bazen böyle bir anda nasıl olupda ayakkabılarımı düşündüğüme inanamıyorum.
kendime sesleniyorum ne ayakkabısı kemal çabucak çıksana oradan.

Neyse ayakkabılarımı giydim kapıyı sessizce açarak dışarı çıktım.
sonra… sonrası yok.

taaki birkaç sene önce birdenbire bu anı hatırlayana dek.

niyetim annemi kırmak yada bir konu açmak değildi.
sadece söylemek ve paylaşmaktı.
söylemediklerimiz içimizde ur yapar.
içimde değil dışımda tutmalıyım.

daha giriş cümlesinde annem  panik halde eline televizyon kumandasini aldı ve cnninternaional’da durdu.
anne n’yapıyosun?
televizyon seyrediyorum.
iyide sen ingilizce bilmezsinki?
birkaç kelime daha sarfedecekken
can havliyle yüzünü televizyondan ayırmadan söylendi
“olmaz öyle şey”

Part II

geçen senelerden birinde akşamlardan bir yaz akşamında eş dostla oturuyoruz.
türkler galata kulesini daha keşfetmemiş ve meydanda yer bulabildiğimiz zamanlar.
öğlen haberlerinde televizyondan dinlediğim haberi anlatıyorum.
ankara’nın adını şimdi hatırlayamadığım bir ilçesinde özellikle erkek çocukları satan godoşlar haberi.
çocuklara tecavüz eden ve parayla beraber olan 35 kadar kişinin gözaltına alındığı  söylendikten hemen sonra türkiye’de çocukların neredeyse %50 ila 75′ inin şu veya bu düzeyde tacize uğradığı ve bu çocukların yarısından fazlasının erkek çocuk olduğu ve % 80′ler oranında akrabalar tarafından diye devam ediyor…

ilginç… ne o kanal bu haberi bir daha verdi nede ota boka program yapanlar bu konuda birşey yapmadı.

12-13 kişi kadardık ve masamızda memleketin şöhret üniversitelerinden mezun olanlarda vardı.
yüzüme anlamsızca baktılar.
oysa hebere göre en az birkaçımızın daha tacize uğramış olması gerekirdi.
konuda öylece kapandı.

annemle arkadaşlarım işbirliği halindeydi.

neden sonra içlerinden biri gelip ürkekçe  sordu
annene söyleyince nasıl hissettin falan filan diye…

velhasıl diyeceğim o ki;
dörtyol’da bdp binası yakıldı ya!
binayı yakmadan önce faşistler bayrak asmışlar ya
görüntülerde bayrağında binayla birlikte yandığı görünüyor.
yoketmeye ve yoksaymaya çalıştığımız kadar kendimizide yakmış olduk.

gökten üç elma düştü
biri benim kafama
ikincisi anneme nasıl anlattığımı sorana
üçüncüsü
kürt mehmet’e

bizim memlekette hala yerçekimi yok…

kemal bozkurt
28 temmuz 2010


About this entry